HOŞ GELDİNİZ (welcome)



Arı gibi bir muhteşem canlıyla ilgileniyorum ne öğreniyorsam burada paşlaşmak istedim.Saygılar Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun


Pazartesi, Mart 16, 2009

BAL İLE SİRKE MİSALİ KIŞ İLE İLKBAHAR .. .........!


Bir gün Nasreddin Hoca'ya:

-Hocam bal ile sirke uyuşmaz derler, ya siz ne dersiniz.

Nasreddin Hoca:

-Nasıl uyuşmasın, der ve gider yarım okka bal yer, yarım okka da sirke içer. Yüzünün yemyeşil olduğunu görenler sorar:

-Bal ile sirke birbiri ile anlaşamadı değil mi?

Hoca, hiç mertliği elden bırakmaz.

-Yoo, onlar anlaştılar anlaşmasına da şimdi beni aradan çıkarmaya çalışıyorlar...


Evet arıcı dostlar kış ile ilkbahar da bal ile sirke misali birgün bahar geliyor birgün kış geliyor.
Ya aralarında anlaşırsalar:Bizim arıları aradan çıkarmaya (Allah korusun)

Allah'a emanet olun

Kalın sağlıcakla


Çarşamba, Mart 11, 2009

KOCA KARI SOĞUKLARINA DİKKAT ........................ !




Bu hafta içinde karşılaşacağımız soğuk hava tehlikesi
Takvimlerde bahsedilen "koca karı soğukları" geçen sene benim yavruya başlayan arıların larvalarının ölmesine sebep olmuştu.
Aman gerekli tedbirleri alalım inşallah

Allah'a emanet olun
Kalın sağlıcakla

Çarşamba, Şubat 11, 2009

AYI; balık, bal FİL; tiken, can acısı AÇLIK ve beslenme şekli

İşte size bir hikâye:

Ayının biri karnı acıkmış çıkmış avlanmaya
Aklında bal varmış, bakınıp duruyormuş gözleri havada
Dere tepe düz gitmiş, az gitmiş uz gitmiş gelmiş bir akarsuya
Epeyce yorulmuş bakmış önünde akan suya
Bakmış balıklar hızla yüzüyor akarsuda
Demiş içinden “aç karnımı doyurmak kışı geçirmek için
Buda iyi yem ama suda”
Başlamış balıkları yakalamak için
Olanca gücüyle uğraşmaya
Derken yakalamış küçük bir balığı suda
Olsun demiş karnım çok aç atayım ağzıma
Açmış ağzını, tam atacak ağzına
Balık parmaklarının arasından kaymış düşmüş suya
Üstüne üsttün bir de ıslanmış; bön bön bakmış suya
Demiş olmayacak böyle düşelim yola
Başlamış hayıflanmaya:
“Tüh be kaçırdık balığı ne yapsak acaba?”
Derken bakmış yolda bir fil homurdana homurdana gidiyor
Demiş “ancak bu anlar beni
Açlık çekiyor halinden belli”
Sormuş “ne bu hal benim gibi açlık mı çekiyorsun?”
Yook demiş fil yiyecek bol, açlık çekmiyorum
Lakin ayağımdaki tiken canımı acıtıyor
Birde sızım sızım kanıyor!
Ayı demiş ben sana yardım ederim ama bir şartla:
Karnımı doyuracaksın varmısın anlaşmaya
Fil demiş “o kolay iş sen başla tikeni çıkarmaya”
Devam etmiş homurdanmaya
Ayı başlamış ters ters bakmaya
Fil demiş “canı acıyan ne olsa der
Bana aldırma bak sen tikeni çıkarmaya”
Ayı hak vermiş tikeni çıkarmış
Fil de ağaçların en ucundaki meyveleri toplamış, koymuş sofraya
Ayı açlıktan hepsini yemiş, bir şey kalmamış sofrada
Fil demiş “amma da yedin ayı ha, bir şey kalmadı sofrada
Ayı bakmış ona ve gülmüş o an,
Dostum:”Senin ki de benim ki de can
Sen demiştin canı acıyan ne olsa der,
Ben de derim karnı acıkan ne olsa yer.”

İşte dostlar ayı güzün iyi beslense kışı rahat ve güçlü geçirir
Arıda öyle değil mi?(Güzün güzelce beslense ıslatılmadan temiz kovanda kış uykusuna yatsa)
İnsanların durumunu da hikâyedeki fil’e benzetiyorum ben
Zamanın da bakmazlar beslemezler arıyı başlarlar sızlanmaya
Ne yapsak? ne versek? kek iyimi? İnvert şurup mu versek acaba
Ayı aç ne versen yer pardon arı aç ne versen yer
Ama ıslanmış hastalanmış sa artık ne verirsen ver
Tiken battı bir kere ayağına
Canı acıyan ne olsa der
İşte bu Hüseyin’de bir şeyler söyler
Allah’a emanet olun der
Kalın sağlıcakla diye söyler

Perşembe, Ocak 29, 2009

Çevre Arı ve Biz İnsanların Yaradılış Gayesi


Beş duyu organımız ile algıladığımız şekli ile kâinat. Bütün kuralları Allah tarafından konmuş sevk ve idare edilen kâinat. Bu kurala ister bilimsel gerçek deyin ne derseniz deyin bilin ki o yaratanın koyduğu kurallar geçerlidir. Bazıları inanmaz ısrarla doğa kanunu der. Bana da “arıları bırak imam ol sen de arılar da rahat etsin” derler. Ne derse desinler gerçek hep orda durur asla değişmez. Bu kainat Kurallarıyla ALLAH’ın dır. Bu kâinatın içinde bizi ilgilendiren varlık arının da onun koyduğu kurallar geçerlidir. Hayat döngüsü, yaşamsal faaliyetleri v.s.

İşte dünyayı yoktan var eden ve içine her türlü canlıyı koyan ve onların yaşamsal faaliyetlerini düzenleyen, birbiriyle bağlantılı bir şekilde işleyişini genlerine kotlayarak oluşturduğu bu ekosistemi yoktan var eden de yine o yaratandır. Din adamları bu sistemin işleyiş kurallarına Allah’ın sünneti der. Bu sistemin işleyiş kuralına uygun hareket etmek Allah’a ibadet etmektir.(Bazıları ibadeti sadece imamın arkasında namaz kılmak olarak bilir. Oysa bu sistemi bozan rastgele atılmış bir taşı yol ortasından kaldırmak bile ibadettir.) İnanmayan doğa kanunu der. Bu öyle bir sistem ki; birbiriyle bağlantılı bir dişli gibidir. Dişlinin içinden biri kırıldı mı çark tökezlemeye başlar. Her canlının bu çarktaki görevi genlerine işlendiğinden, otomatik olarak yaptığından sorumlu değildir. Biri hariç: İNSAN. Biz insanlara bu eko sistemi akletme ve değiştirme kabiliyeti verilmiştir. Bunun için sorumluluk bize aittir. Bu sistemin bir yerinde bir aksaklık varsa mutlaka bize aittir. Onun için sonucuna katlanacakta hesap verecekte biziz. Şimdi bakıyoruz bu insanlar her canlının eko sistemdeki yerine (yaradılış hikmet ve gayesine) bakmadan genleriyle oynamaya başladı. İşte bir örnek: Bilim adamları bal arısına benzeyen başka böceklerle yaptıkları gen çalışmaları sonucunda varoa belasını başımıza sarmışlardır.

Bu eko sistemdeki bitki ve ağaçlar tozlaşma yolu ile üreyip çoğalmakta ve yaşamlarını sürdürebilmektedir. Arılar; tozlaşmayı sağlayan böcekler içerisinde en önemli gruptur. Arılar insanlara sundukları ürünlerin yanında, bu eko sistemdeki üretime olan katkılarıyla da vazgeçilmez canlılardır.

Arılar ziyaret ettikleri çiçeklerden emdikleri nektarı 'bal midesinde' depo ederler ve sonra da bu nektarı bal olarak peteğe boşaltırlar. Arılara polen toplama görevi veren Yaratıcı, bunun için de onlara özel bacaklar ihsan etmiştir. Arıların arka bacakları diğer bütün böceklerden farklıdır. Geniş olan bu bacakların üzerinde karşılıklı olarak dizilen uzun kıllar âdeta bir sepet vazifesi görür.

Dünya genelinde insan gıdasının % 90'ını karşılayan 82 bitki türünün 63'ü (% 77), arılar tarafından tozlanır; arılar olmadan bu bitkilerin tohum bağlaması hemen hemen imkânsızdır. Meselâ elma, armut, şeftali, kayısı, vişne, kiraz, kavun, karpuz ve kabak gibi doğrudan insan gıdası olarak kullanılan bitkilerde; ayçiçeği, aspir, kolza, pamuk, şekerpancarı gibi endüstri ve yonca, korunga, çayır üçgülü, aküçgül, fiğ gibi yem bitkilerinde tohum oluşumu için mutlaka arılara ihtiyaç duyulmaktadır. Dünya genelinde her yıl arı tozlaşmasıyla elde edilen ürün, o yıl üretilen balın değeri ile mukayese edilmeyecek kadar fazladır. O hâlde arılar, bal yapmaktan çok bu eko sistemde daha önemli bir vazifeyi yerine getirmektedir. Arılar bütün bunların yanı sıra, bu bitkileri gıda ve barınak olarak kullanan değişik gruplara mensup binlerce hayvanın hayatlarını sürdürmelerine de imkân hazırlamaktadır. Burada zihinlere, ister istemez, Einstein'ın arıların ekosistemden yok olmaları ile kıyamet arasında kurduğu irtibat düşmektedir.

Erozyonun önlenmesi gibi, özellikle ülkemiz için hayatî önem arz eden bir vazifeyi yerine getirmek de, arılara verilen görevlerdendir. Erozyon problemi olan sahalarda Asteraceae, Boraginaceae, Brassicaceae, Campanulaceae, Compositae ve Fabaceae gibi arıların tozlaşmasına ihtiyaç duyan bitkiler yaygın olarak bulunmaktadır. Benzer şekilde hayvan besleme ve tabiî dengeyi koruma açısından oldukça önemli olan yem bitkileri de tozlaşma için böceklere ihtiyaç duymaktadır. Yonca vb. bitkilerde çiçek organlarının üstü zarlarla kaplı yaratılmıştır, bu bitkilerde polenin dışarıya çıkabilmesi için söz konusu zarların arılar tarafından yırtılması gerekmektedir.

Arılar, sevk-i ilâhiyle, gün boyu aynı tür bitkilerden nektar ve polen alırlar. Etrafta daha fazla nektar ve polen ihtiva eden başka bitkiler olsa da, arıların ilk ziyaret ettiği bitki türünün dışındakilere uğramaması, gün boyu aynı bitkinin çiçeklerinden nektar ve polen toplaması, onların bu işi rastgele yapmadıklarını gösterir.

Netice olarak; kâinattaki diğer birçok canlı gibi arılar da, Âlemlerin Rabbi'nin belirlediği eko sistemdeki kurallar çerçevesinde insanoğluna hizmet etmektedir. Fakat kâinatın mânâsını ve canlıların yaratılış hikmetlerini araştırmadan yapılan faaliyetler, gelişigüzel sanayileşmenin bir neticesi olarak gittikçe artan hava kirliliği ve dikkatsizce kullanılan kimyevî maddeler arıların sayısını günden güne azaltmaktadır. İnsanoğlunun çıkardığı yangınlar ve savaşlar bir tarafa, sadece arıların yok olmasına sebep olan uygulamaları dahi insanlığın yok olmasına sebep olabilir. Çünkü arıların eko sistemde yok olması durumunda, insanlık kendisine ve çeşitli hayvanlara rızık olan bitkilerin yok olması, erozyon ve çölleşme gibi birçok felaket ile yüz yüze geleceğimizden yine sorumlu biz İNSANLARdır. Tabii bunun zararını da yine eko sistemi paylaştığımız canlılar ile birlikte biz İNSANLAR çekeceğiz.

Allah’a emanet olun..

Kalın sağlıcakla..

Alıntı kaynakları:Sızıntı dergisi.

Pazartesi, Ocak 12, 2009

Dıştan kontroller


Hava sıcaklığı

Umarım ölen bu arılar açlıktan değildir.
Yaşlılıktandır. Ya siz nedersiniz?

Arıları temizledikten sonra bu görüntüyü aldım.
Bu kırıntılar:Acaba Kovan temizliğimi? yoksa Açlık belirtisimi?
Ne dersiniz?

Buda genel görünüş karlar erimiş, (güya karlı fotoğraf çekecektik..)

Allah'a emanet olun
Kalın sağlıcakla

Pazartesi, Ocak 05, 2009

Sivilce Tedavisinde Bal Desteği

Sivilceler, özellikle ergenlik döneminde ortaya çıkan küçük enfeksiyonlardır. Stresin ve hormonal dengesizliklerin sivilceleri artırdığı bilinmektedir. Sivilcelerin sıkılması neticesi açığa çıkan bakteriler (özellikle Propionibacteriumacnes), cildin başka noktalarında da enfeksiyon oluşmasına yol açabilmektedir. Yüz bölgesindeki sivilcelerin sıkılarak temizlenmesi neticesi, yüzde bulunan enfeksiyonların beyne de sıçraması söz konusu olabilmektedir. Sıkılması ve enfeksiyonun ağır seyretmesi gibi durumlarda sivilceler yüzde ömür boyu taşınan yara izlerine sebep olabilmektedir.

Birçok hastalıkta tamamlayıcı tedavi vasıtası olarak kullanılan balın en önemli hususiyetlerinden biri, içinde bulunan tabiî antimikrobiyal sistem sayesinde enfeksiyonları önlemeye vesile olmasıdır. Balda bulunan glikoz oksidaz, balın suyla teması durumunda aktifleşerek, glikozdan hidrojen peroksit üretilmesine vesile olmakta, ayrıca baldaki yüksek şeker, organik bazı maddeler ve peroksit de oldukça tesirli birer antimikrobiyal olarak ortaya çıkmaktadır.

Bal tabiî bir ürün olduğundan, birçok ilâcın yol açtığı yan tesirleri göstermemektedir. Cildi hassas olan kişilerin, balı tamamlayıcı bir tedavi vasıtası olarak kullanması, oldukça güzel neticeler vermektedir.

Uygulamadan önce, balın cilde yapacağı müspet tesiri engelleyecek mahiyetteki cilt yaşını uzaklaştırmak için; yüz sabun ve ılık su ile yıkanır. Yüzün tamamına uygulanmadan önce, bir sivilce üzerine tabiî bal sürülerek isteğe bağlı olarak üzeri bantla kapatılabilir balın tesirleri test edilebilirse, birkaç saat sonra kızarıklığın ve rahatsızlığın azaldığı görülecektir. Bu uygulamayla enfeksiyona sebep olan bakteriler azaltılırken, söz konusu bölgedeki hücrelere yerinde sağlanan glikozla iyileşmenin hızlanması sağlanmaktadır.

Uygulama birer saat süreyle günde iki defa yapılabilir.

Kaynak:http://www.sizinti.com.tr/konular.php?KONUID=4568&SAYIID=359&KATID=40

Perşembe, Aralık 18, 2008

BİZ, KIRİZ VE HARAM KAZANCIN EN TEHLİKELİSİ FAİZ

Haram kazancın en tehlikelisi ve belkide en yaygın olanı faizdir.

Faiz: Lügatta, riba kelimesinin karşılığı olarak, “fazlalık” manasına gelir. İslâm’da ise: “aynı cins malların karşılıklı satışında şart koşulan fazlalık” demektir. Bakara süresinin 275.ayetinde faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların “Alım-satım tıpkı faiz gibidir” demeleri yüzündendir. Hâlbuki Allah, alım-satımı helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar.

Faiz ferdi ve toplum hayatını sarsan, helâl rızık kazanmayı önleyen, yardımlaşma ve kardeşliği baltalayan, insanları devamlı huzursuzluğa sevk eden büyük bir felakettir. Faizle, emniyet, güven ve meşru ticari faaliyetler kökünden yıkılır.

Faizin azı da çoğu da haramdır. Mali işlerini faiz sistemi üzerine kuranlar, mutlak surette zarara uğrayacak, neticede mahvolup gideceklerdir.

Konumuzla ilgili olarak bir dergide makale yazan Yrd. Doç. Dr. Ö.Said Gönüllü şöyle diyor:

“Kendisi hiçbirşey üretmediği gibi, spekülasyon yaparak para kazanan, sonra bu parayı da satarak servetine servet katan finans zenginlerinin ülkelerinde artık kırılgan bir ekonomik yapı var. Bu ülkelerde insanlar, hayatlarında merkezî bir yer işgal eden ve temel belirleyici hâline gelmiş olan sun'î tüketim hastalığından kurtulmak için meseleyi doğru yere oturtacakları yeni bir nazar ve niyete muhtaçlar. Bu ise, önce dünya görüşünün değişmesi gerektiği mânâsına geliyor. Bunun farkında olup seslerini yükseltenler de var. Minnesota Üniversitesi'nden David Tilman, yeryüzünü ve insanı bir meta olarak gören mevcut bakışın karşısına çözümü şu şekilde koyuyor: "Bu gidişe bir son vermek için, bu dünyadaki diğer canlılarla aramızda karşılıklı bir bağımlılık olduğunu, birbirimize muhtaç olduğumuzu anlamalıyız… Hayat tarzımızda da önemli değişiklikler yapmalıyız. Artık Batılılar gibi yaşayamayız. Başka bir tarza yönelmemiz, Asyalılar gibi yaşamamız gerekiyor." (Raeburn, 2000).

ABD'de en yüksek çevre onur ödülü olan Başkanlık Sürdürülebilir Kalkınma Ödülü sahibi (1996) İrlanda asıllı mimar William McDonough da açık konuşuyor: "Milyonlarca insanın yaşadığı 75 kilometre karelik bir alanda, Hong Kong'da büyüdüm. Kurak mevsimde dört günde bir defa, ve sadece dört saat boyunca su veriliyordu. Kolera, tifo, tifüs, sarıhumma ve kızıldan ölen insanlar gördüm. Hayatın böyle olduğunu zannediyordum. Babamın verdiği ödeme çeklerini nakde çevirmek için annemle birlikte döviz bürosuna her gidişimizde, işlem yapılan pencerenin arkasında seksen yaşlarında bir kadın görürdüm. Her defasında kadının elinde ölmüş veya ölmek üzere olan bir bebek olurdu. Yaşadığım dünya buydu: açlıktan ölen bebekler ve katı sınırları olan bir dünya. Daha sonra, lise için ABD'ye, Connecticut'a gittim. Burada, altlarında Porsches marka otomobiller olan 16 yaşında çocuklarla karşılaştım. Birden, bu utanmazca tüketimin farkına vardım. Okulun spor tesisinde duşlar açık bırakılıyordu. Gördüklerime inanamıyordum. Duş kabinlerini dolaşıyor, muslukları teker teker kapatıyordum. Okuldakiler kaçık olduğuma hükmetmişlerdi." (NewScientist, 2004).

"Bu bizim meselemiz değil, ne hâlleri varsa görsünler!" diyemeyeceğimiz bir dünyada yaşıyoruz artık. Sadece kendi doğrularına inanan, "para hastalığı"ndan muzdarip bu çevrelere, temeldeki kanaat ve düşüncelerini gözden geçirmeleri gerektiği güzel bir üslûpla, bıkmadan söylenmeli. Üretim karşılığı olmayan yalan paralarla oynayanlar, haksız kazançlarının her seferinde bir şekilde heba olup gideceğini önceden görebilir ve saplanıp kaldıkları yanlışlıkları sorgulama cesareti gösterebilirler belki. Belki onlara Kur'ân-ı Kerîm'in ve hakiki insanlık ufkunun en parlak yıldızı olan Hz. Muhammed'in (sas), insan, hayat, üretim, ticaret, borç, fakirlik, zenginlik, açlık, tokluk, haklar, adalet, ölüm, haşir ve hesap konularında vicdanları titreten beyanları tanıtılsa, dudaklarından "Biz nereye gidiyoruz?" sorusu dökülür. Ve ümit edilir ki, bu son yaşananlar derin bir muhasebe niyetinin doğmasına vesile olur.” İnşallah

İşte günümüz kapitalist düzenin direği faiz. Artık bunun böyle gitmeyeceği şu ekonomik krizlerle hissettirmeye başladı. Krizin baş mimarı faizdir. Yüce Allah’ın öğüdünü dinlemeyenler ömrünüz yeterse bakın ve görebilirseniz görün. Bu düzen nasılda mahvolup gidecektir. Aman arıcı arkadaşlar bu illetten uzak duralım, kendimizi koruyalım.

İşte bir soru: Sen hocamısın ki, ahkâm kesiyorsun, Bunun ne alakası var arıcılıkla?

3 kovan arısı olan, 300’e çıkararak işletme kurmak isteyen arıcı arkadaşlarımızın önündeki seçenek v.s.

Allah’a emanet olun.

Kalın sağlıcakla.