Yüce Allahtan öncelikle tüm arıcı dostlara hayırlı bereketli bol ballı yıllar dilerim.
Gelelim bu işin inceliklerine:
Öncelikli hedefimiz “önce can sonra canan” misali bizim canımız ve arının canı yanmaması için alınması gereken hazırlık tedbirleri neler onlara bakalım.
1-Arıcı arıcı kıyafetlerini tam olarak giymeli
2-Körük iyi yakılmalı yani bol duman vermeli (saldırgan ırklar için bu şart)
3-Arının saldırganlaşmaması için uçuş tahtasının önüne bitişik yaklaşık 1 m² herhangi bir şey konulması(Örtü tahtası olabilir)
4-Hemen yan tarafa ballığı koyacağımız yere yine bitişik yaklaşık 1 m² herhangi bir şey konulması(Üst kapak olabilir)
5-Çıkardığımız balları koymak için kapaklı ballık
Şimdi de uygulamadaki incelikler neler onlara bakalım:
1-Üst kapak açılarak yan tarafa konur. Örtü tahtası hafif duman verilerek açılır.
2-Ballık alınarak üst kapağın üzerine konur.
3-Kuluçkalık (yağmaya mehil verdirmemek ve arıyı korumak için) hemen örtü beziyle veya başka bir örtü tahtasıyla kapatılır.
4-Ballıktan alınan ballı ve arılı çıtanın arılarını (hazırlık tedbirleri mad.3) uçuş tahtasının önüne silkelenir.
5-Çıkan ballı çıta(3/2’si sırlanmış) hemen ballığa konur ve kapağı kapatılır. Bu şekilde bütün ballı çıtalar alınır.
Modern arıcılıkta doğal oğul (Arıların çeşitli nedenler ile kovanını terk ederek yeni bir aile meydana getirmesine denir.) istenmeyen bir olaydır.Neden İstemeyiz? Çünkü arılar yeni ana arıyı yetiştirirken akledebilen canlılar olmadıklarından içgüdüsel olarak ana arıyı acil yetiştirirler.Oysa bizim isteklerimiz farklıdır. Biz;
1-Herhangi bir zaman da değil bizim uygun gördüğümüz bir zamanda kovan sayımızı artırmak isteriz. Mesela; bal’a hazırlıyoruz kovanı, bal akım döneminde çok güçlü olmalı ki çok bal toplayabilelim. Ama nekadar oğul verirse kovanımızın gücü o oranda zayıfladığından (bal alabilmemiz hayal olur) bu dönemde doğal oğulu asla istemeyiz.
2-Ana arımız sağlıklı ve iri olmalı; Bol arı sütüyle beslenmiş, en üst düzeyde sperm toplamış kaliteli bir ana arı olmalı. Çünkü kışın ortasın da spermi biten bir ana arı istemeyiz.
3-Genetik özellikleri bizim istediğimiz gibi olmalı; Uysal, bulunduğumuz çevreye uyum sağlayan, zamanında hızla çoğalan, oğula meyilli olmayan ve çok bal toplayan bir ırk olmalı.
Bu ve buna benzer nedenlerden dolayı biz doğal oğulu istemeyiz. Biz istemeyiz ama neden bu doğal oğul meydana gelir?Şimdi bu nedenleri inceleyelim:
Oğul Vermenin Nedenleri:
1.Genetik Nedenler:
Arıların çoğalma ve üreme içgüdüsü,
Arı ırkının kendine özgü oğul verme iç güdüsü,
2.Çevresel Nedenler
Kovanda yer darlığı,
Kovanın güneşte kalması,
Kovanda yeterli havalandırmanın olmaması,
3.Anaya Bağlı Nedenler
Ana arının yaşlı olması,
Ana arının sakat olması,
Ana arının yumurtlamasının az olması veya bitmesi.
İşte bu nedenleri tersine çevirmeliyiz de nasıl olacak bu iş;
Genetik ıslah laboratuarları kurulmalı(dış ülkelerde görüyoruz inşallah ülkemize de gelir) burada üretilen ana arıları kullanırsak 1. ve 3. nedenleri tersine çevirmiş oluruz. Geriye kalan 2’nolu çevresel nedenler Bunu nasıl tersine çeviririz ona bakalım: Bu sorunu havalandırması ve ısı yalıtımı yapılmış modern kovanları kullanarak ancak ortadan kaldırabiliriz. Kovan da yer darlığına gelince bunu da şu şekilde kaldırabiliriz: Biliyoruz ki kovandaki çıta sayısının arı gelişiminde fazlası da azı da zararlı. İşte burada modern arıcılıktaki koloni kayıt sistemi devreye giriyor. Hani çıta sayısı, ballı çıta sayısı, larvalı çıta sayısı, kapalı yavrulu çıta sayısı v.b. not alıyoruz ya ha işte bu nottaki kapalı yavru çıta sayısı oranı ne ise arılar petekten çıkmadan 2 gün önce bu oranda kovana çıta ilave etmeliyiz ki kovanda yer darlığını veya çokluğunu ayarlayabilelim. Özellikle bu ayda bu çok önemli yoksa doğal oğul kaçınılmaz olacaktır.
Oğul Vermeye Hazırlanan Kolonide Meydana Gelen Değişiklikler:
1.Erkek arı sayısı artar.
2.Kovan açılıp incelendiğinde çok sayıda ve her yaşta ana arı yüksüklerinin yapıldığı görülür.
3.Arılarda durgunluk gözükür. Kovan uçma tahtası üzerinde yığılırlar.
4.Ana arı yumurtlamasını keser, besleyici arılar ana arıya besin vermezler. Ana arı giderek küçülür. Ağırlığının 1/3 ünü kaybeder. Bu ana arının daha kolay uçabilmesi içindir.
Evet, arıcı dostlar ilkbahar beslemesine başlamış bulunuyoruz artık; Arılarımın sıkışık düzen(kışlık düzenden) geçen hafta çıkarmak istemiştim.(5-6-7 çıta şeklinde sıkıştırılmıştı) fakat sabah erkenden kalkıp arıların yanına gidince su kabının üzeri buz tutmuştu bunu görünce vazgeçmiştim. Ama bu hafta arılarımın çok hızlı bir gelişim göstermiş olduğunu gözlemledim hatta 1 kovanım dışarı biraz salkım oluşturmuştu, hemen 2 çıta ilave ve içindeki rutubet emici maddeleri çıkardım. Varoa ile sürekli mücadelemiz devam ediyor.(şerit astım 4 hafta idare eder)
Kolonileri maksimum güce ulaşabilmelerinde hayati önem arz eden İlkbahar beslemesi(51 günlük besleme);[Arı kolonilerimizin bal akım dönemine(gün dönümüne) hazır hale getirmek için yapılan besleme şeklidir.] Aman ha ihmal etmeyelim inşallah.
Başlıklı yazımızın 3-4’nolu kuralları uygulama zamanı geldi, ne idi bu kurallar hatırlayalım:
3)Kovanın açılma zamanı ve şekli; Acil durumlar hariç (rüzgarlı, yağmurlu havalar hariç güneşli bir günde) havaların 14-22Cº arasında olduğu bir zamanı takip ederek kolonilerin kapakları sarsıntı yapmadan yani gürültü çıkarmadan yavaşça açılır.Hırçın arı ırklarıyla çalışıyorsak kovanın öndeki uçuş deliğinden körükle duman verilir 1-2 dakika beklenir ve ondan sonra açılır.
4)Kovan değiştirme ve yöntemi; Kıştan çıkınca ve kışa girerken senede 2 defa yapılır. Özellikle kıştan çıkınca 1 defa yapmak arı hastalıklarını önleme açısından zaruridir. Gelelim uygulama şekline: Arılı kovan yerinden alınır. Dezenfekte edilmiş boş ve temiz bir kovan bunun yerine konur. Arılı çerçeveler bu yeni kovana sarsmadan yavaşça konur. Arıların terk ettikleri çerçeveler konmaz. (Bunlar toplanıp dış parazit ve mikroplardan (sporlardan) korunması yapılarak temiz bir yerde istiflenmelidir.) Eski numaralı kovanın kapağı buna takılır. Boyalı uçuş tahtası da bu kovana takılarak işlem tamamlanır. Çıkan eski kovan dezenfekte edilerek bir sonraki kovan değişimi için hazırlanır.
Geçen Cumartesi günü bu kuralları uygulamaya çalıştım. 5 adet kovanımı bu kurallara göre değişimini yaptım. Ana arıları görüldü ve yavru durumu, bal, polen vs. aktarma sırasında bir güzelce belirlendi ve kayıt defterine not edildi.
Aman ha bu çok önemli ilkbahar bakımını yapalım inşallah
-Hocam bal ile sirke uyuşmaz derler, ya siz ne dersiniz.
Nasreddin Hoca:
-Nasıl uyuşmasın, der ve gider yarım okka bal yer, yarım okka da sirke içer. Yüzünün yemyeşil olduğunu görenler sorar:
-Bal ile sirke birbiri ile anlaşamadı değil mi?
Hoca, hiç mertliği elden bırakmaz.
-Yoo, onlar anlaştılar anlaşmasına da şimdi beni aradan çıkarmaya çalışıyorlar...
Evet arıcı dostlar kış ile ilkbahar da bal ile sirke misali birgün bahar geliyor birgün kış geliyor.
Ya aralarında anlaşırsalar:Bizim arıları aradan çıkarmaya (Allah korusun)
Bu hafta içinde karşılaşacağımız soğuk hava tehlikesi Takvimlerde bahsedilen "koca karı soğukları" geçen sene benim yavruya başlayan arıların larvalarının ölmesine sebep olmuştu. Aman gerekli tedbirleri alalım inşallah Allah'a emanet olun Kalın sağlıcakla
Ayının biri karnı acıkmış çıkmış avlanmaya Aklında bal varmış, bakınıp duruyormuş gözleri havada Dere tepe düz gitmiş, az gitmiş uz gitmiş gelmiş bir akarsuya Epeyce yorulmuş bakmış önünde akan suya Bakmış balıklar hızla yüzüyor akarsuda Demiş içinden “aç karnımı doyurmak kışı geçirmek için Buda iyi yem ama suda” Başlamış balıkları yakalamak için Olanca gücüyle uğraşmaya Derken yakalamış küçük bir balığı suda Olsun demiş karnım çok aç atayım ağzıma Açmış ağzını, tam atacak ağzına Balık parmaklarının arasından kaymış düşmüş suya Üstüne üsttün bir de ıslanmış; bön bön bakmış suya Demiş olmayacak böyle düşelim yola Başlamış hayıflanmaya: “Tüh be kaçırdık balığı ne yapsak acaba?” Derken bakmış yolda bir fil homurdana homurdana gidiyor Demiş “ancak bu anlar beni Açlık çekiyor halinden belli” Sormuş “ne bu hal benim gibi açlık mı çekiyorsun?” Yook demiş fil yiyecek bol, açlık çekmiyorum Lakin ayağımdaki tiken canımı acıtıyor Birde sızım sızım kanıyor! Ayı demiş ben sana yardım ederim ama bir şartla: Karnımı doyuracaksın varmısın anlaşmaya Fil demiş “o kolay iş sen başla tikeni çıkarmaya” Devam etmiş homurdanmaya Ayı başlamış ters ters bakmaya Fil demiş “canı acıyan ne olsa der Bana aldırma bak sen tikeni çıkarmaya” Ayı hak vermiş tikeni çıkarmış Fil de ağaçların en ucundaki meyveleri toplamış, koymuş sofraya Ayı açlıktan hepsini yemiş, bir şey kalmamış sofrada Fil demiş “amma da yedin ayı ha, bir şey kalmadı sofrada Ayı bakmış ona ve gülmüş o an, Dostum:”Senin ki de benim ki de can Sen demiştin canı acıyan ne olsa der, Ben de derim karnı acıkan ne olsa yer.”
İşte dostlar ayı güzün iyi beslense kışı rahat ve güçlü geçirir Arıda öyle değil mi?(Güzün güzelce beslense ıslatılmadan temiz kovanda kış uykusuna yatsa) İnsanların durumunu da hikâyedeki fil’e benzetiyorum ben Zamanın da bakmazlar beslemezler arıyı başlarlar sızlanmaya Ne yapsak? ne versek? kek iyimi? İnvert şurup mu versek acaba Ayı aç ne versen yer pardon arı aç ne versen yer Ama ıslanmış hastalanmış sa artık ne verirsen ver Tiken battı bir kere ayağına Canı acıyan ne olsa der İşte bu Hüseyin’de bir şeyler söyler Allah’a emanet olun der Kalın sağlıcakla diye söyler
“Rabbin balarısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendilerine evler edin… …Sonra meyvelerin tümünden ye… …böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollardan yürü-uçuver… …Onların karınlarından türlü renkte şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır… …Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.” (Nahl Suresi, 68-69)
1968 KÜTAHYA doğumluyum üniversite mezunu olup kamu kuruluşunda 1997 tarihinden beri memur olarak görev yapmaktayım 2006 yılından itibaren de arı gibi bir muhteşem canlıyla ilgileniyorum ne öğreniyorsam burada paşlaşmak istedim.Saygılar Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun