
Hava sıcaklığı
Umarım ölen bu arılar açlıktan değildir.
Yaşlılıktandır. Ya siz nedersiniz?
Arıları temizledikten sonra bu görüntüyü aldım.
Bu kırıntılar:Acaba Kovan temizliğimi? yoksa Açlık belirtisimi?
Ne dersiniz?
Buda genel görünüş karlar erimiş, (güya karlı fotoğraf çekecektik..)
Allah'a emanet olun
Kalın sağlıcakla
Pazartesi, Ocak 12, 2009
Dıştan kontroller
Gönderen
Hüseyin ALTIN
zaman:
Pazartesi, Ocak 12, 2009
3
yorum
Pazartesi, Ocak 05, 2009
Sivilce Tedavisinde Bal Desteği
Sivilceler, özellikle ergenlik döneminde ortaya çıkan küçük enfeksiyonlardır. Stresin ve hormonal dengesizliklerin sivilceleri artırdığı bilinmektedir. Sivilcelerin sıkılması neticesi açığa çıkan bakteriler (özellikle Propionibacteriumacnes), cildin başka noktalarında da enfeksiyon oluşmasına yol açabilmektedir. Yüz bölgesindeki sivilcelerin sıkılarak temizlenmesi neticesi, yüzde bulunan enfeksiyonların beyne de sıçraması söz konusu olabilmektedir. Sıkılması ve enfeksiyonun ağır seyretmesi gibi durumlarda sivilceler yüzde ömür boyu taşınan yara izlerine sebep olabilmektedir.
Birçok hastalıkta tamamlayıcı tedavi vasıtası olarak kullanılan balın en önemli hususiyetlerinden biri, içinde bulunan tabiî antimikrobiyal sistem sayesinde enfeksiyonları önlemeye vesile olmasıdır. Balda bulunan glikoz oksidaz, balın suyla teması durumunda aktifleşerek, glikozdan hidrojen peroksit üretilmesine vesile olmakta, ayrıca baldaki yüksek şeker, organik bazı maddeler ve peroksit de oldukça tesirli birer antimikrobiyal olarak ortaya çıkmaktadır.
Bal tabiî bir ürün olduğundan, birçok ilâcın yol açtığı yan tesirleri göstermemektedir. Cildi hassas olan kişilerin, balı tamamlayıcı bir tedavi vasıtası olarak kullanması, oldukça güzel neticeler vermektedir.
Uygulamadan önce, balın cilde yapacağı müspet tesiri engelleyecek mahiyetteki cilt yaşını uzaklaştırmak için; yüz sabun ve ılık su ile yıkanır. Yüzün tamamına uygulanmadan önce, bir sivilce üzerine tabiî bal sürülerek isteğe bağlı olarak üzeri bantla kapatılabilir balın tesirleri test edilebilirse, birkaç saat sonra kızarıklığın ve rahatsızlığın azaldığı görülecektir. Bu uygulamayla enfeksiyona sebep olan bakteriler azaltılırken, söz konusu bölgedeki hücrelere yerinde sağlanan glikozla iyileşmenin hızlanması sağlanmaktadır.
Uygulama birer saat süreyle günde iki defa yapılabilir.
Kaynak:http://www.sizinti.com.tr/konular.php?KONUID=4568&SAYIID=359&KATID=40
Gönderen
Hüseyin ALTIN
zaman:
Pazartesi, Ocak 05, 2009
1 yorum
Perşembe, Aralık 18, 2008
BİZ, KIRİZ VE HARAM KAZANCIN EN TEHLİKELİSİ FAİZ
Haram kazancın en tehlikelisi ve belkide en yaygın olanı faizdir.
Faiz: Lügatta, riba kelimesinin karşılığı olarak, “fazlalık” manasına gelir. İslâm’da ise: “aynı cins malların karşılıklı satışında şart koşulan fazlalık” demektir. Bakara süresinin 275.ayetinde faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların “Alım-satım tıpkı faiz gibidir” demeleri yüzündendir. Hâlbuki Allah, alım-satımı helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar.
Faiz ferdi ve toplum hayatını sarsan, helâl rızık kazanmayı önleyen, yardımlaşma ve kardeşliği baltalayan, insanları devamlı huzursuzluğa sevk eden büyük bir felakettir. Faizle, emniyet, güven ve meşru ticari faaliyetler kökünden yıkılır.
Faizin azı da çoğu da haramdır. Mali işlerini faiz sistemi üzerine kuranlar, mutlak surette zarara uğrayacak, neticede mahvolup gideceklerdir.
Konumuzla ilgili olarak bir dergide makale yazan Yrd. Doç. Dr. Ö.Said Gönüllü şöyle diyor:
“Kendisi hiçbirşey üretmediği gibi, spekülasyon yaparak para kazanan, sonra bu parayı da satarak servetine servet katan finans zenginlerinin ülkelerinde artık kırılgan bir ekonomik yapı var. Bu ülkelerde insanlar, hayatlarında merkezî bir yer işgal eden ve temel belirleyici hâline gelmiş olan sun'î tüketim hastalığından kurtulmak için meseleyi doğru yere oturtacakları yeni bir nazar ve niyete muhtaçlar. Bu ise, önce dünya görüşünün değişmesi gerektiği mânâsına geliyor. Bunun farkında olup seslerini yükseltenler de var. Minnesota Üniversitesi'nden David Tilman, yeryüzünü ve insanı bir meta olarak gören mevcut bakışın karşısına çözümü şu şekilde koyuyor: "Bu gidişe bir son vermek için, bu dünyadaki diğer canlılarla aramızda karşılıklı bir bağımlılık olduğunu, birbirimize muhtaç olduğumuzu anlamalıyız… Hayat tarzımızda da önemli değişiklikler yapmalıyız. Artık Batılılar gibi yaşayamayız. Başka bir tarza yönelmemiz, Asyalılar gibi yaşamamız gerekiyor." (Raeburn, 2000).
ABD'de en yüksek çevre onur ödülü olan Başkanlık Sürdürülebilir Kalkınma Ödülü sahibi (1996) İrlanda asıllı mimar William McDonough da açık konuşuyor: "Milyonlarca insanın yaşadığı
"Bu bizim meselemiz değil, ne hâlleri varsa görsünler!" diyemeyeceğimiz bir dünyada yaşıyoruz artık. Sadece kendi doğrularına inanan, "para hastalığı"ndan muzdarip bu çevrelere, temeldeki kanaat ve düşüncelerini gözden geçirmeleri gerektiği güzel bir üslûpla, bıkmadan söylenmeli. Üretim karşılığı olmayan yalan paralarla oynayanlar, haksız kazançlarının her seferinde bir şekilde heba olup gideceğini önceden görebilir ve saplanıp kaldıkları yanlışlıkları sorgulama cesareti gösterebilirler belki. Belki onlara Kur'ân-ı Kerîm'in ve hakiki insanlık ufkunun en parlak yıldızı olan Hz. Muhammed'in (sas), insan, hayat, üretim, ticaret, borç, fakirlik, zenginlik, açlık, tokluk, haklar, adalet, ölüm, haşir ve hesap konularında vicdanları titreten beyanları tanıtılsa, dudaklarından "Biz nereye gidiyoruz?" sorusu dökülür. Ve ümit edilir ki, bu son yaşananlar derin bir muhasebe niyetinin doğmasına vesile olur.” İnşallah
İşte günümüz kapitalist düzenin direği faiz. Artık bunun böyle gitmeyeceği şu ekonomik krizlerle hissettirmeye başladı. Krizin baş mimarı faizdir. Yüce Allah’ın öğüdünü dinlemeyenler ömrünüz yeterse bakın ve görebilirseniz görün. Bu düzen nasılda mahvolup gidecektir. Aman arıcı arkadaşlar bu illetten uzak duralım, kendimizi koruyalım.
İşte bir soru: Sen hocamısın ki, ahkâm kesiyorsun, Bunun ne alakası var arıcılıkla?
3 kovan arısı olan, 300’e çıkararak işletme kurmak isteyen arıcı arkadaşlarımızın önündeki seçenek v.s.
Allah’a emanet olun.
Kalın sağlıcakla.
Gönderen
Hüseyin ALTIN
zaman:
Perşembe, Aralık 18, 2008
0
yorum
Salı, Kasım 25, 2008
KRİZ _ARICILIK_VE_NASRETTİN_HOCA
Sabah kahvaltısı yaparken eşi Nasrettin Hocaya şöyle demiş:
-Hoca efendi, evde yiyecek kalmadı. Pazara kadar gitsen de bir şeyler alsan.,
-Tamam hanım, merak etme sen.
Hoca, kahvaltıdan sonra eşeğini alıp çarşıya doğru yola çıkmış. O gün muzipliği üzerinde olduğundan eşeğe ters binmiş. Onu gören biri seslenmiş:
-Yahu Hocam ne ters adamsın böyle, eşeğe ters binilir mi hiç? Nedenini söyle de biz de anlayalım bari.
Hoca bir kahkaha attıktan sonra:
-Sevgili komşum, demiş. Söyler misin bana, eşeğin yönü nereye?
-İleriye doğru.
-Tamam işte, eşek ileri doğru bakıyor, bende arkaya doğru…
Adam hiçbir şey anlamamış:
-Tamam, eşek ileriye sen geriye bakıyorsun. Ne var bunda?
-Ne olacak, ben arkayı kontrol ediyorum, eşek ileriyi… Anlayacağın iki yönden gelecek tehlikelere karşı tedbiri elden bırakmıyoruz.
Bu cevap adamın çok hoşuna gitmiş, kendi kendine gülerken, Hoca da yoluna devam etmiş.
Ya bizler, hangi yöne oturalım, tehlike hangi yönden gelecek acaba?
Evet, arıcı arkadaşlar kriz gelmiş kapıyı çalmış. Herkesi almış bir telaş!
Kimi krizi rant görüp başlamış parasına para katmaya. Kimi de konmuş kapı önüne. Çünkü üretilen ürün satılmadığı zaman onu üreten işçinin bir değeri olmaz. O artık patronun gözün de parasını yiyen bir asalaktır. Patron onu hemen kapının önüne koyar. Gelelim sorumlulara.
Tepedeki en sorumlular çözüm için ne diyor:
-Gelin taşın altına hepimiz elimizi koyalım! (Yahu bu taşı kim koydu? Niçin koydu? Neden elimizi ezdirelim? diye soran yok)
-Kamu bankalarından kredi verelim, hem de faizsiz, birkaç yıl sonra ödemeli (Patronların gözleri ışıl ışıl tabi ki işçilerini çıkaran rant peşinde olan patronlar)
-Kobilere düşük faizli kredi verelim v.s.
Dürüst patron işçisini çıkarmadı. Kredi aldı ve üretti. Bu kriz de ürettiğini satamadı ya şimdi ne olacak? Ne olacağı basit. Son darbeyi de kredi veren banka vuracak. Elindeki son tezgahıda o alacak.
Peki çözüm var mı?
-Var
Çözüm basit; arka yön. Yani tüketicinin alım gücünü desteklemek. Tüketici üretileni alsın. Üreten malını satsın. Üreten para kazansın. Çark dönmeye başlasın. Böylece biz arıcıların ürettikleri de satılsın.İhraç ettiğimiz mallar satılmadı mı? Dünyada 3-5 ülke yok başka ülkelere başka ticaret imkânlarına yönelelim.
Onun için diyorum ki;
-Biz arıcılar olarak, Nasrettin Hoca misali gelin şu eşeğe ters binelim. Nasıl olsa eşek ön tarafı koruyor. Gelin biz de arka tarafı korumaya alalım!
Allah’a emanet olun.
Kalın sağlıcakla.
Gönderen
Hüseyin ALTIN
zaman:
Salı, Kasım 25, 2008
3
yorum
Pazartesi, Kasım 17, 2008
Çarşamba, Kasım 05, 2008
Bu fotoğraf bize ne anlatıyor?

Evet arıcı dostları bu fotoğraf bize ne anlatıyor?
Bu arı neden topu dikmiş?
Bu larva neden dışarı atılmış?
Gönderen
Hüseyin ALTIN
zaman:
Çarşamba, Kasım 05, 2008
5
yorum
Perşembe, Ekim 30, 2008
SON BAHARDA ISI TEDBİRLERİ
Bilindiği üzere yazın arılarımızı güneşin kavurucu sıcağından korumak için kovanların üzerine böyle strafor koyarak gölgelik yapmıştık.
Şimdi ise artık güneşe ve sıcağa ihtiyacımız var. Evlerimizde merdiven boşluklarına ve girişteki ayakkabılıklara ışık olsun diye konan şeffaf saçlardan alarak kovanlarımın üzerine koydum.
Amaç güzün açan çiçeklerden gelen polenle güz askeri diye tabir edilen yeni yavruların yetişmesi esnasında kovan ısısının korunması ki bu sayede şu anda ömürleri biten yaz arılarının yerine kışı geçirecek genç arıların kovanda çoğalmasını sağlamak.
Bu arkadaki görüntü de yeni camimizin yeni yapılan minaresi
Güz tebbirlerinden biri daha kovan girişleri daraltıldı.
Allah’a emanet olun
Kalın Sağlıcakla
Gönderen
Hüseyin ALTIN
zaman:
Perşembe, Ekim 30, 2008
2
yorum













